ŞifaChi

Size Özel Seanslarla Kendinizi Keşfedin…


Yorum bırakın

Çocuğum ve ben

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, zamanın birinde, gözleri ışıl ışıl, sevgi dolu, umut dolu, neşe dolu bir çocuk varmış. Bu çocuk hep anne ve babasını izler onları örnek alırmış. Okuma yazma bilmesede, annesinin kendine vakit ayıramadığına, bütün işlerin ona kaldığına, kimsenin ona yardım etmediğine dair annanesine telefonda isyanını, babasının annesiyle, o yattıktan sonra sudan sebeplerle bile olsa tartışmalarını dinler dururmuş. Çocuk büyümüş, büyümüş, ergenlik çağına gelmiş. Annesi gibi güzel ve kabiliyetli, babası gibi güçlü ve kararlı bir insan olmuş. Ne demişler armut dibine düşer. Anne ve babasının tüm karakterlerinin, daha yoğun hissedildiği bir kişilik haline gelmiş. O küçük çocuk bir bakmış ki kimse ona nefes aldırmıyor, herkes ne yapması gerektiğini söylerken, kendi isteklerine kimse kulak vermiyor. Sertleşmiş, isyankar olmuş, inatlaşmış etrafındaki örülmüş zinciri kırabilmek için kalbindeki sevgiyi öfkeye ve isyana dönüştürmüş. Anne baba da onu hiç anlamamış. Neden bu çocuk böyle, biz nerede yaptık demişler.

Unutmayın, bir çocuk kaç yaşında olursa olsun, ister beş, ister kırkbeş, anne ve babasını örnek alır çünkü onlar bu masalın baş kahramanıdırlar. Siz neyi nasıl yaşarsanız, onlar bu geleneği, bu bayrak yarışını aynı yöntemle devam ettirirler. Zaman mekan koşullar sürekli değişir ama içerdeki isyan, öfke, hırs, hayaller, kendini ifade edebilme duygusu ve bir çok eksikliği tamamlama duygusu hep aynı kalır.

Siz, anne baba olarak, “şu an kendiniz için ne istiyorsun diye sorulduğunda” aklınıza yapmak istediğiniz birşey gelmiyorsa, çocuğunuzdan da aynı cevap gelecektir o da hayatta ne istediğinin cevabını veremez. Siz zamanında hep kendi bildiğinizi okudunuzsa, annenizle babanızla inatlaşmaya girdinizse, onların istemediği bir kişinin peşine takılıp gitinizse, hayatınız boyunca kontrolcülüğünüzü elinizden bırakmadınızsa ve hala değişmedinizse, bunların çok daha fazlasını çocuğunuz size yaşattığında sakın isyan etmeyin. Çünkü o sizden daha geliştirilmiş bir model, daha yeni bir versiyon.

Unutmayın siz değiştikçe önce yakın çevreniz sonra arkadaşlarınız değişir. Çocuğunuzun size talimatlar vermesini, kötü davranmasını, başına buyruk olmasını, laf dinlememesini istemiyorsanız, önce siz değişin. Tüm kontrolcülüklerinizi kademeli olarak bırakın. Kendinizi değerli hissedeceğiniz bir şeyler yapmaya başlayın ve kendinize gerçekten vakit ayırın. Başkalarının sesine kulak verin. Örneğin bu yazıda yazılanları “aman sende” demeden duyun, dinleyin. Siz duymaya başladığınızda, çocuğunuz da bir anda sizi duymaya başlayacak, siz kendi gerçekleştiremediklerinizi ya da kendi yapamadıklarınızı çocuğunuza yaptırmaktan vazgeçtiğinizde onun isteklerini görmeye başladığınızda, o da sizin onu gerçekten ne kadar çok sevdiğinizi görmeye başlayacak.

Eğer anneniz ve babanız hayatta ise ve yapabiliyorsanız yanına gidin ve onlara sımsıkı sarılın. Kalbinizden çıkan o harika sesle ve içtenlikle “seni seviyorum ve iyi ki varsın deyin.”

O sarılmanızda içinizden de ona ” Bilerek veya bilmeden bana yaptığın kontrolcülüklerin için, tüm yasakların için, söylemen gerekipte söylemediklerin için, yapman gerekipte yapmadıkların için seni affediyorum. Benim sana yaptığım tüm sert davranışlarım için, tüm isyanalarım için, yaşattıklarımla, hareketlerimle seni endişelendirdiğim için, dediklerinin çoğunu yapmadığım için senden özür diliyorum. ” deyin.

Eğer hayatta değilse iki elinizi yüzünüze kapatın ve ” Seni Çok Özledim. Her Neredeysen Mutlu Ol, Her Ne Yapıyorsan İyi Ol. Çünkü ben de artık mutlu olmayı seçiyorum” deyin.

Duy ki Duyulasın

Gör ki Görülesin

Hisset ki hissedilesin

Sev ki Sevilesin… Sevgiyle Serkan Sorguç ŞifaChi sifachi.com


Yorum bırakın

Ya Hep, Ya Hiç

Hayatımızda hep tam olmaya, bütün olmaya çalışırız. Yaptığımız her işi tam ve mükemmel olmasını hedefleriz. Mükemmele ulaşma yolunda çabalarız. Hep bir yer eksik kalır. Tam ve bütün olmak, ruhun ve bedenin tekamül etmesi ile gerçekleşir. Tasavvuf felsefesinde tekamülün adı Hiçliktir, hiç olmaktır. Hiç olmak, ilk algıladığımızda kelime anlamıyla yok olmak gibi gelse de, tasavvuftaki manası, nefsi körelten ruhun saflığını güzelliğini gölgeleyen tüm unsurlardan arınmaktır. Dengeye gelebilmek ve dengede olabilmektir.

Günlük hayatımızda kullandığımız kelimelerin derin manalarına hiç dikkat etmeyiz. “Ya Hep Ya Hiç” derken aslında aynı kavramları ifade etmekteyiz. Bütün olmak, dengede olmak, nötr olmak.

Biz günlük hayatta nötr olmayı ne kadar başarabiliyoruz? Hep bir taraf olma hali içindeyiz değil mi? Halbuki matematikte toplamadaki Sıfır ve çarpmadaki Bir sayıları ne kadar rahattır. Kimse onlardan bir parça kopartmaya, menfaat sağlamaya çalışmaz…

Tarafsız olabilmek, dengede Ego’nun arka plandaki sesini kısarak kalbin içinden gelen o yumuşacık sesi dinlemeye çalışmakla mümkün olur. Egonun sesi gür çıkar, çünkü bu ses beyinden gelir ve beyin kulağa yakındır. Ruhunun sesi, içimizdeki çocuğun sesi de kalpten gelir, daha kısıktır daha yumuşaktır.

Beyin taraflıdır çünkü çift polarlıdır. Çift kutupludur. Beynin sağ ve sol lobu vardır. Çift polarlı elektro manyetik dalga yayar ve kapsama alanı yaklaşık bir metrekaredir. Beyin hep taraflıdır. kendi için en iyi tarafı seçmeye çalışır.

Kalp tek polardır yani tek kutupludur. Bir bebeğin oluşan ilk organıdır. Otuz, kırk metrekare kadar elektromanyetik dalga yayabilen kalpler bulunmaktadır. Saflığı, yaşamı, hep ve hiç olmayı, koşulsuz karşılıksız sevgiyi, ruhu ve ilahi aşkı temsil eder.

Kalp sırf kendini değil çevreyi de hissetmeye bütünü algılamaya ayarlanmıştır.

Kalp ve Beyin, bu iki mükemmel organ bize hayatın dengede olmasını anlatan en iyi örnektir. Kalp vicdanı temsil eder, Beyin ise muhakeme gücünü temsil eder.

Sırf kalbi ile hareket eden insan, dışarıdaki tehlikelere karşı, dengede olmayan insanlara veya sırf egosuyla hareket eden kişilere karşı korunaksız olur. Aldatılmaya, kandırılmaya veya ayağına çelme takılarak düşürülmeye karşı savunmasızdır.

Sırf aklı ile hareket eden kişi de zaman içinde sevgisiz kalır. Sevmenin ve sevilmenin ne kadar muhteşem bir şey olduğunu unutur. Çok dar bir çerçevede hayatını devam ettirir. Kendi yaratmış olduğu çok korunaklı kalesine kendini güvende sansa da aslında mutsuzdur. Hep eksik hisseder. Egonun ve aklın ördüğü o sağlam duvarlar, onu dış etkilere karşı korusa da, zamanla kendini hapsettiğinin farkına varmanın ağırlığını yaşar.

Başarı, güç ve para; sevgi, huzur, mutluluk ve aşk ile birlikte olduğu zaman bir anlam taşır. Sağlığın olmadığında, paran olmuş, seni sevenler olmadığında başarın olmuş, aşkın olmadığında, huzurun olmadığında gücün olmuş ne yazar?

Yüce Yaradan insana iki mükemmel sistem vermiş ve bunları birbirlerine iki karış mesafeye koymuş. Beyin ve Kalp. Dengede kalabilmeyi başarmak, arınmak, mutlu olmak, ya hepe ya hiçe ulaşmak için bu iki organı iyi kullanmak lazım. Akıl ve Vicdan.

Mevlana’nın ve Şems’in dediği gibi “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “bırak kendini, yap gitsin!”

Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur…” Hayatınızda, akıl ve vicdanın dengesini tam olarak yaşayarak, mutluluğa , başarıya, sevgiye, güce aşka ve berekete çabucak ulaşmanız dileği ile… Sevgiyle Serkan Sorguç – ŞifaChi – http://www.sifachi.com


Yorum bırakın

Huzur

Birçok kişiye, hayatta en çok istediğim üç şey nedir? diye sorduğumuzda isteklerin en başında Huzur geliyor.

Başlangıçta huzur, erişilmiş en son yer en zor hedef gibi gözükse de aslında kendinle barıştığın da dengede olduğunda en yakınında olan şeydir.

Huzur kalbin dengede olmasıdır. Huzur Egon dan, takıntılardan ve sürekli kulağına fısıldayan vesveseden vazgeçmektir.

Her an her saniye huzurda kalabilmen aslında mümkündür. Gerçekten istersen, gerçekten adım atmaya karar verirsen evrenin huzur enerjisi sana yağacaktır. Doğa el deymemiş ormanlarda, her yıl binlerce km yol kat eden leyleklerin kurdukları yuvalarda, kaos olmayan her yerde olan huzur, aklınla kalbin arasındaki savaşı bitirdiğinde senin olacaktır.

Hayatında ya da ailesinde bir şeyleri hep tırnaklarıyla kazıya kazıya elde etmiş ya da savaşmak zorunda kalmış olan insanlarda Beta enerjisi olan savaşta kalmak ve hayatta kalmak enerjisi, insana ayrı bir yaşam gücü verir. Fakat bu insanlarda adrenalin bağımlılığı gibi, günlük yaşantısında yaşam enerjisine sahip olmak için hep savaşmak gerekir kodu yerleşmiştir.

Hayatında hiç süt görmediysen, ben sana süt ne renktir? desem vereceğim bir cevabının olmaz. Bu yüzden eğer gerçekten huzur istiyorsan, yakınlarında, evinde, güvenli bir ortamda uyuyan bir bebeğin, bir çocuğun, bir kedinin ya da köpeğin uyuyuşunu uzun uzun seyret.

O uyuyuşda Beta frekansı yoktur. Beynin çalışması yoktur. Savaş yoktur. Kaygı, endişe, vesvese, intikam yoktur. Tamamen huzur vardır. Kalbin dengesi vardır. Gözlerine, aklına, kalbinin ve ruhunun talep ettiği huzuru seyrettir. İşte o zaman kullandığın geminin ulaşmak istediği liman, hedef olarak önünde belirecektir. Beynin ne kadar dirense de kalbin o hedefe kitlendiğinde, hayatında huzurunu kaçıran tüm unsurlar tek tek yok olacaktır.

Bu gece uyuduğunda, Allah’ım sana emanetim, sevdiğim herkes sana emanet. Huzurla uyumaya niyet ediyorum de. Bir adım at at ki gerisi gelsin… Sevgiler Serkan Sorguç ŞifaChi sifachi.com


Yorum bırakın

Yeni sayfa aç

Geçmiş ile yaşamaya çalışmak, aynı plağı hiç değiştirmeden sürekli dinlemeye benzer. Senin elinde daha başka bir sürü müzik çalacak harika bir plak çalar varken, sen inatla aynı müziği dinlemeye devam ediyorsun. Bu insanın ruhuna işkence gibi gelir. Eskiden, bir esiri konuşturabilmek için, kapalı bir ortamda devamlı aynı ritimde damla damla suyu, bir su birikintisinin içine düşürürlermiş. Sonunda esir çıldırmamak için her şeyi söylermiş.

Yaşadığın her an, her saniye hayatını değerli kılabilek senin elinde.

Eğer sen kendi kendini bu esarete sokup aynı müziği dinlersen, şu anda yapabileceğin yaşayabileceğin tüm güzelliklere gözlerini kapatmayı tercih edersen, kusura bakma ilerleyemeyeceksin. Hep şikayet halinde kalacak ve kimse beni anlamıyor diye söylenip duracaksın. Çünkü o şikayetlere alışmışsındır, benimsemişsindir. Onunla gün geçirmeyi seviyorsundur. Lütfen kendinle yüzleş ve ben artık mutlu olmak istiyorum, hayatın bana sunduğu bolluk ve bereketi, güzellikleri yaşamak istiyorum de ve artık sa hiçbirşey kazandırmayan söyleme halini bırak.

Geçmişte her ne yaşadıysan, her ne haksızlığa uğradıysan, o senin şu anki haline getirmek için, tekamül etmen içindi. Geleceğini güzelliklerle planla. Geçmişteki herkesi Affet, her şeyi Affet, Bırak onlar da senin enerji kancandan kurtularak özgürleşsinler. Sen de bağlarını kopardığını için özgürleş. Hayatına bugünden itibaren tertemiz bir sayfa aç.

Bu her şeyi bırak, çek git anlamına gelmiyor. Mevcut koşullarını, ilişkini, işini, yaşantını iyileştir anlamına geliyor. Sevgiler Serkan Sorguç ŞifaChi – sifachi.com


Yorum bırakın

Kendine vakit ayır

Başkası için, en sevdiğin insan da olsa, önce kendin kendinle iyi olacaksın, kendini çok değerli seviyeye çıkarmayı isteyeceksin Her insan, çocuğun da sevgilin de, eşin de hayatta kendi seçimlerini yaşıyor.

Herkesi kendin gibi zannetmek senin mücadeleni hırsını azmini ya da yaşadıklarınla verdiğin mücadeleyi sevdiğin birinde de görmek istersin onlara tecrübelerini anlatırsın imkanlar sunarsın ve senden daha iyi yaşamasını daha başarılı ve mutlu olmasını istersin. Bunu görememek bir süre sonra seni üzer, moralini bozar ve seni dengeden kaçırır. Çünkü onlar, sen değil, sen de onlar değilsin.

Aynı şekilde sevgide, aşkta, bir birktelikte, onsuz içimde boşluk oluyor demek, kendine ve ruhuna haksızlık etmekten başka birşey değildir.

Sen bu hayata gelirken, yüreğinde teninde, ruhunda boşlukla doğmadın sadece ruhuna yüreğine tenine iyi gelen, ten ve ruh uyumu olan birini hayatına çekmiş olabilirsin, bunda da hatalı bir şey yok ama sen eksik değilsin. O da senin eksiğini tamamlayacak kapasitede değil.

Sen eğer, ben aşkım, kendimi seviyorum, kendime iyi davranıyorum ve güveniyorum dediğin zaman, o uzaklıklar bir anda yakın olmaya başlar. Ama sen ona bağımlı olduğun zaman hep ayağında pranga olur. Hep bir ulaşılmazı gündeme getirecek işler, olaylar, uzaklıklar ve anlaşmazlıklar olur.

O yüzden her zaman kendi değerli hissetmen gerekiyor o zaman hayatın akışı bolluk bereketi sana gelecektir.

Özetle bağımlı değil, bağlı ol. Sevgiler Serkan Sorguç ŞifaChi – sifachi.com


Yorum bırakın

Bıraktığın yerde kalmak

Kimse bıraktığın yerde bıraktığın şekilde seni beklemiyor. Beklemiyecekte. Bir ayrılık yaşadığında ve ayrılıklar eskimeye başladığında, araya zaman ve mesafeler girdiğinde, siz istemeseniz de çok şeyler değişir. Bilinçaltınız ister ki filmin pause (dondur) tuşuna bastığınız gibi, o kişi, o yaşanmış güzellikler olduğu gibi kalsın. Eğer televizyondaki filmi dondurup dışarı yemeğe çıktıysanız ve televiyonu da açık bıraktıysanız, belli bir süre sonra televizyonun programı hem korumak amaçlı hem de daha fazla enerji harcamamak için o televizyonu komple kapatır.

Eve döndüğünüzde “aaa kapanmış ya da aaa benim bıraktığım gibi değil” demeyin. Şartlar değişti deneyimler farklılaştı herkes akışta kendi intihanını, kendi deneyimlerini yaşamaya devam etti.

Bir süre önce ayrıldığınız sevgiliniz de aynı televizyon gibidir. Ya ayrılma sebebiniz içine oturmuştur yada aynı deneyimleri tekrardan yaşamak istemez. Direk sizi kendine göre değiştirme çalışır ya da önce size bir süre iyi davrandıktan sonra el üstünde tuttuktan sonra yeni programı devreye sokar ve daha önce kendi yaşadıklarını size yaşatmaya başlar.

Herkesin hayat köprüsünün altından her gün gürül gürül sular akıyor. Eski sevgilinizle tekrar birlikte olursanız, bunu sakın unutmayın. O kişi eski bıraktığınız yerde ve şekilde durmuyor. Zaman içinde yenilendi yeni bir işletim sistemi var, aynı sizin gibi. Bu yenilik, ya sizi daha ileri taşır ya da sertleştirir.

Özgürlüğünüzden sizi siz yapan değerlerinizden, kendi ışığınızdan kimse için ödün vermeyin. Çünkü siz tam da şu anda, her nerede ve her nasılsanız, olduğunuz gibi çok Değerlisiniz. Kendinizi her daim değerli hissetmeniz dileğimle. Sevgiyle Serkan Sorguç ŞifaChi – sifachi.com


Yorum bırakın

Akışta kalmak

Birinden, birşeyden ya da bir hedeften vazgeçebilmek, her zaman kolay değildir.

Emek harcamışsındır, kendinden ödün vermişsindir. O kişi için, o amaç için ortaya sevgini koymuşsundur. Kimseye söylemediğin şeyleri duygusal yaralarını seni de inciten olayları belki de o kişi hep senin yanında olacağını sandığin için, zamanı geldiğinde sana da bu konuda destek olacağını beklediğin için, onunla paylaşmışındır.

Belki de bu kişi, bu hedef ya da bu dilek senin hayrına değildir? O an bunu hiç düşünmezsin görmezden gelirsin.

Sen genel anlamda iyi bir insan isen, isteklerin, dileğin, amacın, gönül gözünle dilenmişse ve istediğin kafana taktığın her ne ise eğer senin hayrına değilse ilahi sistem sana sürekli mesaj göndermeye başlar. “Lütfen uyan, lütfen farkına var” der.

O an eğer enerjilerin ve sistemin nasıl çalıstığının farkında isen, hemen uyanır ve mesajı doğru algılarsın.

Eğer inatçı isen, malesef genelde öylesin/öyleyiz buzdağına çarpan gemide kalmaya onu kurtarmaya çalışmaya ve sanki o geminin kaptanı gibi, o gemiden en son inmeye israr etmeye devam edersin.

Sonuçta o gemi mutlaka batacak ve sen harcadığın zaman için emek için pişman olacaksın.

Olmamak için lütfen kendin ol. Yaradanın sana verdiği kalbi, ruhunun gücünü ve hislerini doğru kullan.

Niyetin kimseyi kontrol etmek değilse, kimsenin hayatını kendi isteklerin için şekillendirmeye çalışmıyorsan, zaten doğru yoldasın. Sadece beyninin/ egonun sana söylediği, bunu düzeltiriz şöyle yaparız böyle yaparız sözlerine değil, kalbinin,” ben mutlu olmak istiyorum, sevip sevilebilecegim hayrıma olan bir aşk istiyorum , kapasitemi iyi kullanacağım keyifle çalışıp, keyifle kazanıp keyifle harcayacağım, kendime ve çalıştığım işe fayda sağlayacağım harika bir kariyer istiyorum… ” gibi isteklere kulak veriyorsan, ruhuna, kalbine, aklına ve hayatın akışına güveniyorsan, gerisini Yaradana ve ilahi sisteme bırak.

Geri çekil ve rahat et. Akışta kalmak budur. Hep mutlu olman ve dengede kalman dilegimle. Sevgiler Serkan Sorguç ŞifaChi- sifachi.com